OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

İlham Kaynağım Hep Doğa Oldu , Olmaya da Devam Edecek 

Söyleşi: Feridun Oral

Konuşan: Ayşe Saliha Emon

Rastladığımız hiçbir çocuk kitaplığı, gezdiğimiz hiçbir çocuk kütüphanesi yoktur ki kendisinin kitabıyla karşılaşmamış olalım; yazdığı onlarca hikayeye dokunup, resmettiği karakterlerle göz göze gelmedik diyelim. Kirpi ile Kestane, Kırmızı Kanatlı Baykuş, Beklenmedik Misafir, Babaannem Kime Benziyor? Maymun Kral ve daha nicesi… 

Bu sayıda söyleşi köşemizde Türkiye’de çocuk edebiyatı denilince akla gelen ilk isimlerden birisi olan Feridun Oral’ı ağırlıyoruz.

Çocuklar metindeki bir anlatımı görselde de görüp teyit etmek isterler. Onların en temel doğrulama yöntemi, çelişkiyi ortaya çıkarıp, sahiciliğe geçici bir onay vermeleridir. Geçici bir onay diyorum; çünkü bu tıpkı turistik bir vize gibidir.

Genelde çocuk edebiyatına gönül vermiş kişilere sorulan klasik bir soruyla başlamak istiyorum. Feridun Oral’ın içindeki çocukla arası nasıldır?

İçimdeki çocukla aram iyi olmakla birlikte, günümüz çocukları gibi, sorduğu sorulara yetişemez oldum.

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Büyüdüğünüz, yetiştiğiniz ortamın, çocukluk hayallerinizin eserlerinize olan katkısı nasıl oldu?

Çocukluğum köylere, doğaya çok yakın olan bir kasabada geçti. Büyüdüğüm  ve yetiştiğim ortamda komşuluk ilişkileri doğal ve samimiydi. Bugünkü çocukların sahip olduğu birçok şey o zamanlar olmasa da her şey daha sahici ve güzeldi. Aslında hâlâ öyle… Ancak gelişen teknoloji ve artan nüfusla birlikte hayatımızda birçok şey değişti. Elbette doğa değişmedi. 

Küresel iklim değişikliği denen olgu, insanın yarattığı çevre kirliliğine karşı doğanın ciddi bir uyarısı sadece. Çocukluk yıllarımdan bugüne kadar geçen zaman diliminde, gerek yazıp resimlediğim hikayelerde olsun gerekse plastik sanatlardaki çalışmalarımda, hayalden çok doğadan beslendim ve doğadan hiç kopmadım. İnsan doğayı taklit eden bir canlı sonuçta. Hangi alanda olursa olsun… Kuşlar olmasaydı belki uçağın icadı da olmazdı. Başka canlı türlerinin fiziksel ya da davranış özellikleri gözlemlenmemiş olsaydı hayatımızı kolaylaştıran birçok şey belki de tasarlanamazdı.

Bugüne kadar pek çok esere imza attınız, ülkemizde çocuk edebiyatı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Çalışmalarınızla Çocuk Edebiyatına yelken açmış pek çok gence ilham kaynağı oluyorsunuz. Bu anlamda size ilham veren çalışmaları sorsak, ne söylersiniz?

İlham kaynağım hep doğa oldu ve olmaya da devam edecek. İnsanın sosyal ve kültürel yaşamı, alışkanlıkları, gelenek ve görenekleri ülkelere göre değişse de doğa temel yaşam koşullarıyla her yerde aynı. Hızlı ve teknik yaşam koşullarına rağmen, ne olursa olsun, doğadan uzaklaşmamaya çalışıyorum.  Bir ağaca dokunmanın ötesinde ona, bir sevdiğime, bir arkadaşıma sarılır gibi sarılmak ve ağacın verdiği duyguyu, enerjiyi hissetmek o kadar güzel ki. 

Hayvanlar, bitkiler kısaca her şey doğanın gerçeği bana her zaman heyecan ve cesaret veriyor. Toprağa ektiğimiz tek bir buğday tohumunun başağa dönüştüğünde bize hediye ettiği onlarca buğday tanesi hayata devam etmemizi sağlayan besin kaynaklarından sadece biri değil mi? 

***

Kendi kitaplarınız dışında farklı yazarlara ait öyküleri de resimliyorsunuz. Hikayesi içinize sinmeyen, ben bunu resimlemem, dediğiniz çalışmalar oluyor mu? Bu hususta kriterleriniz nelerdir?

Farklı yazarların öykülerindeki yazım dili ve içeriğinin beni yakalamasını önemsiyorum. Altı kalın çizili, ders kitabı hissiyatı veren anlatımlardan uzak duruyorum. Ayrıca okul öncesi çocuk kitaplarında görsellik daha ön planda olduğundan, hikayede yazılanların görsel tasarımı zenginleştirici ve destekleyici anlatımlar olması gerekiyor.  

Resmettiğiniz hikayelerde ve hikayelerinizde, karakterlerinizin bakışları oldukça etkileyici. Sanki masalın dışına çıkıp başka şeyler de söylüyor gibiler. Ne diyorlar?

Karakterlerim hayvan ağırlıklı olsa da, bakışlarında insansı bir ifadesi görmek mümkündür. Duyguyu verebilmek için bunu bilinçli olarak yapıyorum. Çocuklar metindeki bir anlatımı görselde de görüp teyit etmek isterler. Onların en temel doğrulama yöntemi, çelişkiyi ortaya çıkarıp, sahiciliğe geçici bir  onay vermeleridir. Geçici bir onay diyorum; çünkü bu tıpkı turistik bir vize gibidir. 

Çocuklar, onların dünyasına giriş iznini, kitaptaki karakter ve/veya karakterleri her açıdan değerlendirip benimsediği zaman verir. Bu sahiplenmeden sonra hikayeyi her okuyuşta kendi yorumlarını yapar ve ilaveler yapmaya başlar. Çocukların hayal gücü kitabın hikayesi ve  kahramanları aracılığı harekete geçer ve her yeni okumada kitap, bu hayal gücüyle daha da zenginleşir. Elma yemeği hiç sevmeyen bir çocuk, okuduğu bir kitaptaki elmayı paylaşan kahramanlar gibi elma yemek isteyebilir. (Elma sevmeyen küçük bir okurumun annesi, Kırmızı Elma adlı kitabımı okuduktan sonra her gün elma yemesinden bahsetmişti.)

Günümüz dünyasında insan binlerce uyarının etkisi altında, bu ortamda kişilerin bilhassa da çocukların hayretini diri tutmak oldukça zor bir hal aldı. Sizce edebiyat ve sanat bu anlamda zamana uyma çabasına girmeli mi? Neden?

Dijital dayatma çağını yaşadığımız günümüz dünyasında, en çok üzüldüğüm çocukların bu uyarı bombardımanına maruz kalması. Teknoloji doğru ve amacına uygun kullanıldığında elbette muhteşem bir şey. Ama bir o kadar da kontrol edilmesinin çok zorlaştığını görüyoruz. Çocukların bu kontrolsüz ve sonsuz içerikteki dijital ortamlarla çok erken yaşlarda tanıştırılmasının doğru olmadığı kanısındayım.

Yazının tamamını Okur’un 26. sayısında bulabilirsiniz: https://www.okurdergisi.com/okuru-nerede-bulabilirsiniz/

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?