Yazılar

Ortak Eser Yokluğu, Ortak Ruh Mahrûmiyeti

Geçmişten bugüne taşınması gereken devamlılık bilinci açısından, geçmişin klasik eserleri karşısında konumumuz ve durumumuz nedir? Bugün bizim üzerinde bir heyecan ve estetik zevk ittifakı sağladığımız eserlerimiz var mıdır?  Bundan aşağı yukarı bir asır önce aydınlarımız tartışıyordu: Bizim de klasik eserlerimiz var mıdır, yok mudur? Aralarında Ahmed Midhat Efendi, Cenab Şehabeddin, Necib Âsım, Ahmed Rasim, Hüseyin Dâniş gibi dönemin tanınmış kalem erbabı da vardı. Ahmed Midhat’a göre klasikler “en ziyade temeşşuk ve taaşşuk edilecek şeyler” idi. “Temeşşuk” yani meşk etme, benzerini yapmaya kalkışma, egzersiz modeli kılma… Ya “taaşşuk”? İşte orada mesele ciddîleşiyordu. Zira “taaşşuk”, âşık olma, gönül kaptırma yahut bugünün jargonuyla...

Devamı..

Her Şeyi Okumalı mıyız?

Ötelerin ufku ile yaşayanlar için o yüzden, bütün kitaplar tek bir kitabın daha iyi anlaşılması için okunur. Kaderimizin kitabı ile o kitabın kaderini ne kadar yakınlaştırabilirsek o kadar makbuldür. Osmanlı’nın son müderrislerinden, aynı zamanda da Cumhuriyet’in ilk profesörlerinden Ömer Ferit Kam, Dinî Felsefî Sohbetler isimli kitabında dinin insana verdiği mukâvemet gücünü anlatırken ‘İnsan her şeyi okumalı mı?’ sorusunu sorar. Cevabı ilginç bir çıkışla verir: “Birader sen de amma zayıf kalpli adamsın. İnsan her şeyi okumalı. Fakat hiçbirinin müfrit taraftarı ve mutaassıbı olmamalı. Kararlılık, ihtiyat ve itidali elden bırakmamalı. Fikirleri tarta tarta okumalı.” Meşhur müsteşriklerden Massignon’un kendisini filozof diye takdim ettiği...

Devamı..

Editörden Sor Kitabı

Yaz dönemleri yayıncılar için verimsiz aylardır. Kitap satışları düşer. Reklama ayrılan bütçe kısıtlanır. Okur’lar sıcakların ve tatil modunun etkisiyle kitaba daha az vakit ayırır. Fakat yaz bitip sonbahar geldiğinde herkesin yüzü güler. Art arda kitap fuarları yapılır.Yayıncılar da en iyi kitaplarını Ekim-Kasım aylarında yayımlarlar. Dolayısıyla yaz ayları vakit bolluğu açısından cömert olsa da verimli, nitelikli bir okuma yapmak için oldukça cimridir. Bu sayımızın dosya konusunu yayınevi editörlerinin görüşlerine ayırdık. Onlara, “Nitelikli okumalar yapmak için iyi bir fırsat sunan sonbahar aylarında bize hangi 5 kitabı önerirsiniz?” diye sorduk. Bakalım ne tür cevaplar almışız. Ahmet Ünal

Devamı..

Peki Sizin İlk 5’iniz Hangileri?

Okur’un 3. sayısını sizlere sunmanın mutluluğu içerisindeyiz. Geri dönüşlerden anlıyoruz ki Okur, şimdiden kültürel hayatımızda önemli bir boşluğu doldurdu ve yerini sağlamlaştırdı. Katkı sağlayan herkese ayrı ayrı şükran borçluyuz. Bu sayımızda bir soruşturma dosya hazırladık. Farklı dünya görüşlerinden yayınevlerinin editörlerine “Sizin ilk 5’inizde hangi kitaplar var?” diye sorduk. Şaşırtıcı sonuçlar çıktı ortaya. Herkesin ötekinin sesine sağır olduğu bir dünyada, “O’nu” dinlemenin ne denli önemli olduğunu tekrar vurgulamak istedik. Keyifle okuyacağınızı umuyoruz. Sizin ilk 5’inizi de merak ediyoruz. Bize yazar mısınız? Orta sayfa söyleşimizi Mustafa Özel ile yaptık. Kağıt para, ulus ve romanın nasıl aynı cümlenin içinde sıralandığını merak ediyorsanız söyleşinin...

Devamı..

Tasarlanan Bir Proje Olarak Çocuk

Böyle bir çağda çocuğu (insanı) bir proje olarak görmemeye çalışmak ahlaki devrimin ilk basamağı olacaktır. Nazife Şişman Kaderle Tasarım Arasında: Yeni İnsan kitabıyla, genetikteki gelişmelere bir Müslüman olarak dikkatimizi çekiyor, mevcut tartışmalardan bizleri haberdar ediyordu. Tanrı’nın tasarısını (kader) kabule yanaşmayıp bilim ve teknolojiyle yeni bir tasarı gücünü doğuran genetik ilminin gizli mesajlarına karşı bizleri uyarıyordu. Genetik, yapay zekâ çalışmaları, bilgi sistemlerindeki ilerlemeler ve politikayla iç içe giren bir disiplin. Bu alanların her biri insanı bir yerinden tutup yeniden “var etmenin” peşinde. Kimi bedenini, kimi zekâsını, kimi ruhunu ve kişiliğini tasarlıyor. Kaderin değiştirilemez ve önüne geçilemez bir Tanrı tasarısı olduğu inancı...

Devamı..

Yazarın Şuuraltı

Çok güzel, çeviri yahut yerli çocuk kitapları okuyorum. Edebi anlamda akıcı, eğlenceli, öğretici yanları var, hayatın içinden harika hikayeler. Fakat öyle bir yer geliyor ki, pat, sanki bir duvara çarpıyorsunuz. Kitapların birinde bir fareciğin artık sıkıldığı için hayatına son verdiği imajı çizilebiliyor. Bilirsiniz, çocuk kitapları mevzu olunca veliler de öğretmenler de “aman bir mesaj versin” kaygısı ile hareket edebiliyor. Oysa buram buram nasihat kokan kitapları çocuklar sevmiyor. Üstelik velinin asıl dikkat etmesi gereken belki de açık değil, örtülü mesajlar olmalı. Mesajı görünür/okunur olmasa da her kitap aslında satır aralarında yazarın şuuraltını ele verir. Okunan her kitapta yazarın kültürü, ahlaki değerleri...

Devamı..

Hayallerinin Peşinde Koşan Sinemacı: Ahmet Uluçay

“Bir Ahmet Uluçay Derlemesi” olan Karanlıkta Işığı Yakalamak kitabı, yaşadığı hayatla sinema arasında gidip gelen ve sinemadan vazgeçmeyen bir adamın zorluklarla mücadelesini, enerjisini, bakış açısını anlatıyor. Hakiki bir sanat adamının sinema aşkı ve film yapma derdi beni etkiledi, sizi de etkileyecektir. Hayalleri olan insanlar onları gerçekleştirmek için gayret edip çalışırsa ortaya müthiş bir enerji çıkartıyor, kendilerini fark ettiren ve başkalarını etkileyen benzersiz işlere imza atmayı başarıyorlar. Sinemada kendi rüyâsının peşinde koşan ve bu rüyâsını yaşadığı köyde gerçekleştirmiş bir kahramanın adıdır Ahmet Uluçay. O, samimi, sahici, yerli, mütevazı, naif, çocuksu, masum, kendiliğinden özellikler taşıyan filmleri ile Türk sinemasında özgün bir sayfa...

Devamı..

Mahrumiyetten Mahremiyete

Divan şiirimizdeki “beyit” teriminin, Arapça ev manasına geldiğinden, bu evin de diğer evler gibi bir mahremiyeti olduğundan, kişinin, ancak o eve ait hususiyetlere aşina olduktan sonra aileden sayılabileceğinden bahsediyor. Ahmet Hamdi, şiirden, “millî bir sanat” diye bahseder. Hatta bazı makalelerinde, bu ifadeyi pekiştirerek “Diyebiliriz ki tek millî sanat şiirdir.” yargısını ortaya koyar. Diğer güzel sanatlar düşünüldüğünde, bu hususta Ahmet Hamdi’ye hak vermemek mümkün mü? Zira müziğin evrensel bir yanının olduğu açıktır. Resim ve heykel için de geçerlidir bu. Tiyatro ve mimarlık ise milletlerarası uyarlamalara birçok kez uğramışlardır. Ya şiir? Bir hocam şöyle söylerdi: “Şiir, (hakiki manasıyla) tercüme edilemez. Kendi diline...

Devamı..

Kavalalı, Machiavelli Okursa

Osmanlılar doğrudan Machiavelli okumuş muydu bilinmez ama muhtelif şarkiyatçılar, mesela III. Mehmet ya da IV. Murad’ın tavsiyelerine uymak bakımından Machiavelli’i tercüme ettirip okuduklarını iddia ederler. Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Machiavelli’in Hükümdar’ını (Prens diye de çevrilmiştir) okurken ne düşünmüştür? Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe eserinin yeni baskısına bu anekdotla başlıyor İsmail Kara. Kitabın ismi gibi hayli ilginç olan bu kayıt; doğu-batı, gelenek-modernlik, siyaset-bilgelik gibi bir çok dikotomiye ilham verebilecek cinsten manidar bir hatıra. Hakikaten XIX. yüzyıl Mısır’ında müstebidâne bir idare sürmüş Müslüman bir idareci, XV. yüzyıl Floransa’sının kurnaz siyaset düşünüründen neler öğrenebilir(di)? Kara, fikri hayatımızdaki bu tür kırılmaları temsil gücü...

Devamı..

Sokağın Kitabı mı Olurmuş?

Sınava giriyoruz diye kitaplardan niçin ayrı kalmamız gereksin? Aksine biz hayata kitaplarla bağlıyız. Kitap okumak için vakit ayırmıyoruz. Vakit kitap okumak için vardır zaten. Okur Dergisi için Sokak Kitabı ekibiyle görüştük. Bu vesileyle ilk defa bu ekibi yakından tanıyıp haklarında malumat sahibi olacağız. Sosyal medyadan takip edenler ve “kimmiş bu kitap dağıtan, hoş sohbet insanlar” diye merak edenler buyursunlar lütfen. Afife, Begüm, Hafsa ve Mukaddes bu sene üniversite sınavına hazırlanan dört arkadaş. İnsanların tüketmeye, almaya yetişemediği günümüzde lise son öğrencisi bu gençler vermek için bir araya gelmişler. Sokak Kitabı ismi sokak çocukları ve sokak hayvanlarından ilhamla ortaya çıkmış. Sokağa bıraktıkları...

Devamı..

Hermes’ten İdris’e, Oradan Her Şeye

Hermetik felsefe olarak adlandırılabilecek sistemi incelemek, İslam felsefesinin kaynaklarını ve yönelimlerini anlamak için faydalı olabilir. Mahmud Erol Kılıç’ın “İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce” altbaşlıklı incelemesi Hermesler Hermesi 2010 yılında yayımlandığında dinler tarihçileri, felsefeciler, bilim tarihçileri, tradisyonalizme ve okült bilgiye meraklı geniş ve farklı ilgilere sahip bir okur kitlesi tarafından heyecanla karşılanmıştı. Bu denli muhtelif alanın odak noktasında duran bu kitap önemli bir boşluğu doldurmuştu. Hermes’in ve Hermetizmin ne olduğuna, tarihî gelişimine, kültürler arası etkileşimine ve dönüşümüne dair derli toplu, muğlaklaştırılmamış bilakis sarih ve birincil kaynaklara başvurularak hazırlanmış bu inceleme, basıldığından kısa süre sonra tükenmişti. Bereket, Sufi Kitap’ın marifetiyle...

Devamı..

Bir Askeri Arşiv Hatırası

Bizim 21. yüzyıldaki dert meydanımız, sitem mekanımız sosyal medyada sitemimi dile getirip sonuna da “Gülsem mi, ağlasam mı?” cümlesini iliştirdim. Ertesi gün bir telefon aldım. Telefondaki ses gayet nazik bir ton ile hitap ediyordu. Kendisini tanıttı: ATASE Arşiv Daire Başkanı Tuğgeneral Necdet Tuna!  İlim hayatına en büyük katkılar akademik çalışmalar vasıtasıyla verilir. Ülkemizde akademik alanda yüksek lisans ve doktora düzeyinde ciddi tezler hazırlanıyor. Bunlardan birisi de bendenize ait. Gazi Üniversitesi Tarih bölümünden mezuniyetimizden sonra aynı üniversitede Tarih anabilim dalı Alevi Bektaşi Kültürü bilim dalında yüksek lisans yapmaya başladık. Ders dönemini tamamladık şu anda tez yazma aşamasındayız. Tez konumuz ise şöyle:...

Devamı..

Bâkî’den Kanunî’ye Kitap Teşekkürnâmesi

Divan şiirinde kitabın macerasını bilmek için, kitaptan önce başka maceraları bilmemiz gerekiyor. Klâsik edebiyatımızın en büyük şairlerinden Bâkî hakkında neler bilirsiniz? Eğer merak eder, internete “Baki” yazıp enter tuşuna basarak sayfaları gezerseniz aşağı yukarı şu bilgilere rastlayacaksınız: “1526’da İstanbul’da dünyaya geldi. 1600 yılında yine aynı şehirde öldü. Sultanü’ş Şuârâ unvanını alan şairin asıl adı Mahmud Abdülbaki’dir. Dönemin büyük şairlerinden biri olan Zâtî’nin dikkatini çekti. Zevke ve eğlenceye düşkün, neşeli, hoş sohbet ve hırslı bir kişiliği vardı. Okurları, aşk ve şarabın tadını çıkarmaya çağıran rindâne gazelleriyle ünlüdür. Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı mersiye bu türün zirvelerinden biri kabul edilir. Bu şiirde Kanuni’nin...

Devamı..

Gençler Kendi Çığlıklarına Aşıktır

Sınırsız sanal metinler her yerde, ortamları var onların, bu ortamlarda ne trafik ışıkları var ne de uyarıcı levhalar. Ne rehber var ne de pusula, sadece övgü var. Sanal hikâye paylaşım platformu Wattpad, gençlerin vakitlerinin büyük bir bölümünü geçirdikleri yeni bir mecraya dönüştü. Yeni yazı, giriş cümlesi, dur, belli ki canın sıkkın, gözlerinin önünden beğenmediğin öyküler geçti, son mısrada güçlü bir yumruk atamadan minderin kenarına sinen şiirler sokuldu yanına, yüksek edebiyat dergilerinin alçak eteklerinde güneşlenen küfürlü, argolu post modern şeyler sırıttılar, hiçbirini beğenmiyorsun ama yine de onların kapısındasın, bu diyorlar alıp okuyorsun, şu “sanal çılgınlık: Wattpad” yazısını yazmaya başladın, mecbur değilsin...

Devamı..

e-İmtihanın da Sonu Yok

Yazarın giriş kısmında samimi bir dil kullanarak yaşadığı bir andan bahsetmesi, kapıda misafirini güler yüz ve tatlı dille “hoş geldiniz” diyerek içeriye buyur eden ev sahibesi izlenimi verdi. Kitabı internet ortamında gördüğümde ilk fırsatta temin etmeyi düşünürken akşam eşim elinde bu kitapla geldi; hem şaşırdım hem sevindim. Hemen okumaya başladım. Kitabın ismi ilk etapta çok “düz” gelmesine rağmen ilgimi çekmeyi başarmıştı. Nazife Şişman’ın gündelik hayatın sosyolojisi ile ilgilenmesi ve çalışmalarının takipçisi olmam buna sebepti belki de. Yazarın giriş kısmında samimi bir dil kullanarak yaşadığı bir andan bahsetmesi, kapıda misafirini güler yüz ve tatlı dille “hoş geldiniz” diyerek içeriye buyur eden...

Devamı..

Seyahatnameler Tiyatro Gibidir

Seyyah, seyahatnamesini, muhatabı olan okurlarının da bu bölgeyi görmediğini varsayarak yazar. Bu durumda okurlarının da kendisinin gördüğü şeyleri en az kendisi kadar kavrayabilmeleri için anlattıklarını bir resim veya bir tiyatro gibi tasvir etmesi gerekir. Bu yüzden seyahatnamelerin anlatıları bir roman, bir film kadar canlıdır. Seyahatnameler, yazının dışında herhangi bir kayıt aletinin henüz icat edilmediği zamanlarda, ilgilendikleri coğrafya ve bu coğrafyada yaşayan kültürler hakkında geniş bilgiler verirler. Resmi kayıtlarda, arkeolojik buluntularda, müzelerde ve sahaflarda bulamayacağımız; yaşayan insana, yaşayan kültüre ve yaşayan mekâna dair bilgileri seyahatnamelerde bulabiliriz. Seyahatnamenin temel amacı ziyaret edilen bir bölgeyi, bu bölgede yaşayan insanları ve kültürlerini, bu bölgeyi...

Devamı..

Gündelik Hayatın Bunalımı

Dinsel Simgeciliğin Bunalımı’nda Borella, paradigma değişimini ilkçağ filozoflarından alarak aydınlanmaya ve moderniteye kadar götürür. Teo-centric (Tanrı-merkezci) kadim düşünce geleneğinin merkezî konumunu kaybedip yerine antropo-centric (insan-içinci) düşünce yapısının ikame edilmesiyle başlayan sekülarizm, insanı aşkın ve kutsal olana yönlendiren bir dil ve düşünce biçimi olan sembol’ü (sembolizmi) de profan bir zemine çekerek kısırlaştırmıştır. Kutsalın ifadesinde ve anlaşılmasında dilsel ve düşünsel bir imkan olan sembol; Aristo, Descartes, Kant, Hegel çizgisinde ilerleyen Batı düşüncesinde rasyonalizme/akılcılığa boğdurulmuş ve böylelikle hayatın/sanatın/fikriyatın merkezindeki aşkın/kutsal olanın ekseni kaymıştır. Rasyonalizmin Kuruluğu Modern uygarlığın başlıca amacının “insanlığın dinsel ruhunu yok etmeye yönelik olduğunu” cesur ve derinlikli bir şekilde ortaya koymaya...

Devamı..

Varlığın İnsan-ı Kâmil Boyutu

Chittick, ele aldığı ve tartıştığı konuları felsefî, teolojik ve tasavvufî bağlamlarına oturtmakta büyük bir başarı sergilemektedir. Uzun zamandan beri kütüphanemde arz-ı endam eden kitaplardan biriydi; Varolmanın Boyutları. Kitap, William Chittick imzasını taşıyor. Tasavvuf ve tasavvufun önemli konularından biri olan Vahdet-i Vücûd’u akademik ve batılı bir bakış açısı ile ele alan bir eser. Kitabı, İngilizceden Türkçeye Turan Koç hoca çevirmiş. Kitabın yazarı hakkında ilk bilgiye hoca ile bir sohbetimizde vakıf olmuştum. Hocanın hem Tasavvuf akademisyeni olması hem de bir şair ve edebiyat metinleri üreten bir insan olması hem William Chittick’ı hem de Turan Koç hocayı benim açımdan ilginç kılmıştı. O yüzden...

Devamı..

Derviş ve Sultan Yahut Dervişler ve Sufi Çevreler Üzerine

Bir tebrik de üslubun için. Akademik bir eseri bize bir çırpıda okuttun. Okuru yormayan bir dilin ve üslubun var. Sevgili Haşim, Kitabın elime geçti. Evvelen teşekkür ederim. Saniyen tebrik ederim. Kitabını baştan sona dikkatlice okudum. Çok istifade ettim. Hep söylerdim sana, muhfelif mecralarda yayınlanmış erken dönem Osmanlı toplumunun ruh ve zihin dünyasının şekillenmesinde müessir olmuş zevatın biyografilerini kitaplaştır, diye. Kısmen gerçekleşmiş ama turpların büyükleri heybede sanki. Sabırlıyımdır, beklerim. Kitabın ismi Dervişler ve Sufi Çevreler. Yerinde olsaydım Sultan ve Derviş adını verirdim. Gelibolulu’da Dini Hayat ve Klasik Çağ’da İstanbul’da Nakşıbendilik gibi yazıları kitaba almaz; Taptuk Emre, Karaca Ahmed üzerine yazdığın makaleleri...

Devamı..

Sırtında Felsefe Taşıyan Hamal

Los Angeles limanının hamalları, yıllar boyunca iş arkadaşlarının çok önemli bir yazar ve filozof olduğunu bilmeden çalışmışlar. “Genellikle, bir şeyi sevdiğimiz zaman, o şeyi bizimle beraber sevecek taraftarlar aramayız; aksine, sevdiğimiz şeyi seveni rakip ve mütecaviz olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimiz zaman aynı şeyden nefret eden taraftarları daima ararız. Haklı bir şikâyetimiz olduğu ve bize haksızlık yapanlara karşı intikam almak istediğimiz zaman, bizim tarafımızı tutacak kimseler aramamız akla yatkındır. Şaşırtıcı nokta şudur ki nefretimiz elle tutulur bir şikâyetten ileri gelmiyorsa ve bu şikâyetimiz pek de haklı görünmüyorsa, taraftar bulma arzumu daha şiddetli olmaktadır.” Yukarıdaki satırları Amerikalı yazar Eric...

Devamı..

Emanet Bekçileri: Sahaflar

Ya müellif ya kitap ya da muhtelif bir mevzudur konuşulan. Muhakkak vardır sahafın söyleyecekleri, nitekim tüccar değildir o. Kitaplara meftûnuz! Az veya çok, bazen ya da her dem, sırayla yâhut birkaçını aynı anda; elbette hepimiz okuyoruz. Kiminin ilk işidir kitabına tarih atmak, zamanı durdurmak istercesine. Kimi bir bir çizer cümlelerin altını, zihnine kazır gibi. Kiminin hassasiyetinden, okundum demeye bin şahit ister kitap. Kimi okur da konuşur kitabıyla, üzerine yazdığı her notla. Muhatap aldığı müellif midir yoksa kendisi mi, bilinmez. Lâkin o küçük notların değerine paha biçilemeyeceği kesin. Okunduktan sonra elden çıkmış/çıkarılmış her kitap artık ‘ikinci el’ sıfatındadır ve şanslıysa yeri;...

Devamı..

İki Destansı Kitap

Alex Haley, kitabını Afrika kökenli ataları hakkında 12 yıl araştırma yaptıktan sonra kaleme aldı. Roman 40 kadar dile çevrildi ve dünya çapında büyük ilgi gördü. Kitabın ilgi görmesi üzerine 1977’de dizisi de yapıldı. Dergimizin sıkı takipçileri hatırlayacaktır. Tanıtım sayısında “keşke yeniden basılsa” diye bir köşe oluş-turmuştuk ve artık baskısı kalmayan, sadece sahaflarda ve kütüphanelerde bulunabilen kitaplara yer vereceğimizi belirttik. Tanıtım sayısında Marshall G. S. Hodgson’ın İslam’ın Serüveni isimli eserinden söz etmiştik. Çok güzel geri dönüşler aldık, bir yayınevinin yetkilisi yeniden basımı için girişimde bulu-nacaklarını vadetti, bizi de mutlu etti. Bu sayımızda ise iki kitaptan söz edeceğiz. Dominique Lopierre ve Larry...

Devamı..

Kendi Alanında İlk Çalışma

Birden Bine, içeriğine hiç bakılmadan önce, sırf çabasıyla dahi takdir ve teşekkürü hakediyor. Çünkü bilginin zamanlar boyunca birikerek meydana geldiğine, birikimi meydana getiren her bir birimin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Hele o birim bir de öncüyse, ilkse biriciktir. Asım Gültekin’in Türkçe sayıların kökenlerini araştırdığı kitabı Birden Bine geçtiğimiz Nisan ayında İz Yayıncılık’tan çıktı. Gültekin akademik olmayan bir çaba (bu iyi bir şey) ve keyifli bir sohbet üslubuyla, okuyucuyu da yanına alıp “haydi hep beraber sayıların kökenini araştıralım, ‘bir’e neden bir diyoruz, altı neyin altı öğrenelim” demiş. Bunu yaparken de yöntem olarak Hüseyin Rahmi Göktaş’ın kökses dil teorisini kullanmış. Çoğu zihin...

Devamı..

Birden Bine Etimoloji

Kitabın henüz girişinde yazar neden rakam değil de sayı demeyi tercih ettiğini ve nasıl bir yol takip edeceğini izah ediyor. Sayıların ses ve anlam ilişkileri üzerinden yürüyeceğini rakamların ise sayıların şekilleriyle alakalı olduğunu belirtiyor. Etimolojiye ilgi duyanların üstelik bir de sayıların etimolojisini okumak isteyenlerin beklediği kitap nihayet çıktı. Kitabın yazarı, ismini neredeyse etimoloji ile birlikte anar hale geldiğimiz Asım Gültekin. Çünkü kendisi yıllardır bu hususta yazılar yazıyor, konuşmalar yapıyor ve dersler veriyor. Onun yazılarını ilgiyle ve heyecanla okuyan okurları olarak bu kitabı epeydir elimize almayı bekliyorduk. Kitap, alanında ilk defa çalışılmış bir konuyu incelediği için kıymeti büyük. Birden Bine kitabı...

Devamı..

Canlı ve Muhalif: Gönül Sokağı Baskınları

İrtica kelimesini, bugünlerde duymayışımızın sebebi nedir biliyor musunuz? Çünkü irtica, iktidar olmuştur. İrtica, iktidar olunca artık tehlike olmaktan çıkmıştır. Aydın Aydın, 1979-1980 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Böyle tekrar edilen isim ve heceleri hep sevmişimdir. Tıpkı refref, zemzem veya ışıl ışıl, uzun uzun gibi... Aydın Aydın’ın benim de aynı dönemlerde öğrenci olduğum 1975-80 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi yılları çok hareketli ve yoğun geçti, miting alanlarından öğrenci evlerinde yayılan derslere aktif bir şekilde gençlik çalışmalarında bulundu. MTTB başkanlığı yaparken, o yılların İslâmi kesimin önemli yayın organlarından biri olan Yeni Devir gazetesinde gençlik sayfaları hazırlar, kültür ve sanat dünyasını takip ederdi. Kendi...

Devamı..

Hayy’dan Gelen Hu’ya mı Gider?

Yazdıklarım, sadece bir tasvirin ötesinde, devrik cümlelerin arkasına sığınarak gerçekleştirdiğim küçük çapta bir eleştiri dozu içermekte. Bir ‘okur’ olarak göz önünde bulundurulmasının iyi olacağı kanaatindeyim. Çok satan kitaplar var. Ben olsam kitap reyonlarına bir de az satan kitaplar bölümü koyardım. En azından neden az sattıkları ile ilgili bir fikir elde ederdi okuyucu. Ancak gözümüze gözümüze sokulan, albenisi yüksek grafikler içeren, kısacası şekle yönlendiren kitapların arttığı dönemimizde merkezde ‘çok satmak’ fikri hakim. İktisadi gerekçelerin ve şöhretin baskıladığı harflerle kurulan arzunun, önü alınmaz ekonomisi de cabası. Kendi dünyamdan bir durum tasviri yapmaya çalıştım. Haksız bulanlar da olabilir hak verenler de. Ama yazdıklarım,...

Devamı..

Türklerde Kitap

Parçayı anlamadan bütünü anlamak mümkün görünmüyor. Türkler dünyada abeceleri erken dönemde kullanan milletlerden. Yazının ve okumanın tarihî seyrini izlemek insana yalnızca tarihî malumat kazandırmıyor; bunun yanında insan nasıl düşünüyor, nasıl öğreniyor, nasıl anlatıyor sorularının cevaplarını bu bilgiler içinde bulabiliyoruz. Şinasi Tekin’in eski Türklerde yazıyı, kağıdı ve kitapları konu alan bu çalışması da bu tür soruların cevabını bulabileceğimiz kitaplardan. “Eski Türklerde Yazının ve Kâğıdın Kültür Değişmelerindeki Rolü”nü değerlendirmekle kitaba başlayan Tekin, “Eski Türklerde Kâğıt Yapımı, Kitap Türleri ve Matbaa”dan bahis açtıktan sonra son bölümde “Yazma Eser Nedir?” sorusunu sorarak yazma eserlerin tarihlendirilmesi ve kağıtların damgaları konularına değiniyor. Abece Nasıl Ortaya Çıktı?...

Devamı..

Bu Kitabı Türkçeye Kim Çevirecek?

Fransa’nın yetiştirdiği bu ‘dindar sosyalist’in ilgi çekici bir hayat hikâyesi vardır. Samimi bir dindar olan Lamennais, Papalığı tanımıyor ve kiliseyi benimsemiyordu. Mütercim Selma Ülsel, Joseph de Maistre’den alarak müellifin “Kasvetli ve ağır bir havanın içinde şiddetli bir deprem” tesiri uyandırdığını vurguluyor. Cemil Meriç Lamennais (Lâmne)’yi “Hırçın, tedirgin ve deli. Ama kalbi daima insanlık aşkı ile tutuşmuş, daima inandığı hakikatin canfedâ bir müdafii. Onun için yalnız Batı’ya değil Doğu’ya da seslenebilmiş.”1 cümleleriyle tanıtır. Onu bir parça Mehmed Âkif’e, bir parça da Necip Fazıl’a benzetir. Hafızamda Lamennais’nin Türkçeye hiç tercüme edilmediğinden yakınan birkaç cümle kalmış. Karıştırdığım okuma defterlerimde ve notlarımda hiçbir ize...

Devamı..

OKUR musunuz?

Ömrümüz biter fakat okuma maceramız bitmez. Kâşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t-Türk’te yazdığı bir cümle: “Ol meni okıdı.” Türkiye Türkçesiyle söylersek: “O beni okudu.” Günümüz okurlarının bir bölümü, bu cümlede yapılan işin “dua etmek, okumak, üflemek” olduğunu sanabilir; başka bir bölümü de “maksadını anlamak, niyetini bilmek” anlamına geldiğini söyleyebilir. Köy ve kasaba geleneklerini unutmamış olanlarsa, bu cümlede bir davetin söz konusu olduğunu, okuyan kişinin belki de “okuntu” denen küçük bir hediye bile göndermiş olabileceğini hatırlarlar. Demek ki okumak, eski Türkçede çağırmak, davet etmek anlamına gelmektedir. Aynı eserde şu cümle de vardır: “Er bitig okıdı.” Türkiye Türkçesiyle söyleyelim: Adam betik (mektup, kitap) okudu....

Devamı..

Kitaplık Bana “Oku” Diyecek!

Ben gidin kendinize bir kitaplık tasarlatın diyemem ama kendinize özgü bir kitaplığı hayal edin deme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.  Evlerimizde kitaplığa ayırdığımız bir yer mutlaka vardır. Bu yer zamanla sadece kitapların değil bibloların, fotoğrafların ve sertifikaların mekânı haline geliyor. Kitaplar geri planda kalıyor. Tam yeni bir kitap alıp okuyayım hissiyatınız oluştuğunda önündeki nesnenin yerini değiştirme ya da onu düşürme riski oluşuyor. Bu durum sizi okumaktan bile vazgeçirebiliyor. Aile ortamında çok okuyan birey genellikle sadece kitapların kitaplıkta yer almasını istese de diğer bireyler kendilerine ait başka şeyleri de kitaplığa yerleştirebiliyor. Yeri geniş olanlar her bireye ayrı bir kitaplık koyabiliyor. Yine de...

Devamı..

Süleyman Çelebi’nin Mevlidiyle Nasıl Tanıştım?

Bendeniz birazdan anlatacağım hadiseye kadar mevlid-i şerifin kitap olduğunu bilmezdim. Mevlidin, sesin kendisi gibi insanla birlikte doğduğunu düşünürdüm herhalde. Çocukluğumun, hayatımın en zengin dönemi olduğunu düşünürüm. Bu düşüncede olmamın en büyük nedeni babamdır. Babamla okuduğumuz kitapların hayatımın ileriki dönemlerine etkisi olacağını, o zamanlar tabii ki tahmin etmiyordum. Fakat bugün sahip olduğum düşüncelerin hep oralardan topladığım meyveler olduğunu anlıyorum. Babamla okuduğumuz kitapların birçoğunun hatırası var. Bu hatıraları Okur’un önümüzdeki sayılarında da paylaşacağım. Bunları paylaşmayı ilk önce kendim için, sonra babama olan sevgimin bir tezahürü olacağı için ve en nihayetinde geçmişteki güzel günleri yad ederek bugün içinde boğulduğum metropolde bir yaşama sevinci...

Devamı..

Göz ile Beyin Arasında

Editör, yazardan farklı olarak, okuduğu metinde sadece anlatım ve anlama odaklanmaz; bu iki hususu gözden kaçırmadığı gibi, başka bir dizi unsura da bakması gerekir. Bütün bu unsurları değerlendirmede anahtar ise, göz-beyin ilişkisidir. İyi bir yazar olmanın iyi bir okuyucu olmayı gerektirdiği söylenir. Elhak öyledir. Yazarın, en başta da, kendi yazdıklarının iyi bir okuyucusu olması gerekir. O iyi okuyucu, yazar daha satırları zihninde yazarken işe başlar, kağıda veya bilgisayara aktarırken işine devam eder, yeniden yazma süreçlerinde de sürekli yazarın yanında olur. Yazdıklarına bir ‘okuyucu’ gözüyle bakabilmeyi başardığı; kendi içindeki bu yazar-okuyucu diyalogunu sağlıklı biçimde koruduğu sürece, yazar kalemini ve kelamını geliştirir....

Devamı..

Boş Kitaplar

J. K. Rowling, boşalan bir belediye meclisi üyeliğinin tetiklediği sosyal ve siyasal çatışmalar ağını Boş Koltuk’ta anlatır. İtalo Calvino Boş Zamanlarım’da bir ihtiyarlık öyküsünü anlatır. Hakan Bıçakçı ise Boş Zaman’da hafızasını yitirmiş bir karakterin açmazlarını aralar. Bu yazının ilham kaynağı Bülent Akyürek. Tamamen boş sayfalardan oluşan kitabı Felsefeden Acil Çıkış için söylediği “Boş bir kitap sayfasında bile bir ağacın hayat hikayesi vardır, eğer bizim yazacağımız şeyler o ağacın hayat hikayesinden daha önemsizse fiziksel ve düşünsel erozyonlara sebep olmamak gerekir.” cümlesi ile kendisi benim ilham kaynağım oldu. Sayfaları boş olmasa da isminde “boşluk” bulunan kitaplara göz attım. Felsefede yüzyıllardır tartışılan bir...

Devamı..

Bir Külah Şeker mi, Yoksa Faydalı Kitap mı?

Okumak haz ve heyecan bağışlayan bir uğraş olduğu için, bir “plan” veya düzenlilikten söz edemeyiz. Yani işin “macera” yahut serüven tadı da vardır. Okuma uğraşım, üç dört yıl sonra yarım asrı bulacak. Neredeyse bir ömre karşılık gelen bu uzun müddetin ilk on, on beş senesinde düzenli, bilinçli bir okumaktan söz edemem. Karşılaşmalar, fırsatlar, tavsiyeler, rastlantısal buluşmalarla geçip giden bir dönem. Gerçi okuma yolculuğunda bu saikler hep olmuştur, olacaktır. Ancak bilinçli bir okuyucu olduktan sonradır ki zaman zaman okuma listeleri yapılır, neler okunacağı belirlenir, seçici olunur. Okumak haz ve heyecan bağışlayan bir uğraş olduğu için, bir “plan” veya düzenlilikten söz edemeyiz....

Devamı..

Mesleklerin “Ruhunu” Anlamak İsterseniz: “Kolay Gelsin”

Kitaba konu olan söyleşilerin yapıldığı meslek erbaplarının temel özelliklerinden biri de mekânlarıyla hemhâl, hayat bulur olmaları. Öyle mekânlar var ki sırf fotoğraf çekilmeye gidilir; hikayesi yazılır, dinlenir. Çocukluğumuzda var olan ama şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş, belki de yeterince değeri ve önemi bilinmemiş birçok meslek var. Bu mesleklerin kendi içlerinde öyle özellikleri var ki sadece bir meslek diyemiyorsunuz onlara. Bazı meslekler ayrışmayı, ayrıştırmayı, kutuplaşmaları bile engelliyor, aksine bir arada hayat sürmenin tarifsiz hazzına ortak ediyor. Adaleti aşılıyor, usta oluyor, mektep vazifesi görüyor, masumlaştırıyor. Kitap Önyargı İstemiyor 1 Haziran 2012 - 14 Mart 2014 tarihleri arasında Agos Gazetesi’nde Rita Ender tarafından yapılan...

Devamı..

Kitap Çıkarmak Zor İş

Bir iş yapacağınız zaman, o iş daha önce nasıl yapılmış mutlaka derinlemesine bir araştırın. Yenilik, farklılık güzeldir ama bu yenilik ve farklılığı ana temeller üzerine kurmak her zaman daha sağlam ve iyi bir yoldur. Bir sene önce, dergimizde yazıları yayınlanan dört ismin kitaplarını yapmaya karar verdik. Ayşegül Genç, Harun Kırkıl, Adem Ergül ve Mehmet Lütfi Arslan’ın dergide yayınlanan tüm yazılarını topladık, başladık mizanpaja. İşler çok yoğun olduğu için kah ilerledik, kah geriledik. Geriledik çünkü birçok defa büyük hatalar yapmıştık ve geç fark etmiştik. Böyle olduğu zamanlarda baştan tekrar iç düzen yapıldı, tekrar tekrar okundu kitaplar. Artık o kitapları görmek istemediğim...

Devamı..

Mizahi Yüz’ümüz

İstanbul’un Yüzleri Serisi’nin her kitabında olduğu gibi bu kitapta da kullanılan görseller kitabı daha da ilgi çekici kılmış. “İstanbul’un Yüzleri Serisi” kitapseverlerin malumudur. İstanbul’un 100 Hamamı, İstanbul’un 100 Efsanesi, İstanbul’un 100 Namazgahı ve buna benzer birçok kitap daha önceleri okuyucunun beğenisine sunulmuştu. Merve Ünver’in telif ettiği İstanbul’un 100 Mizah Dergisi isimli kitap serinin 80. kitabı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları’ndan çıktı. Osmanlı’da mizah dergilerinin serüveni Tanzimat’tan sonra başlıyor. II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte büyük gelişmeler yaşanıyor ve birçok dergi basın-yayın hayatına giriyor. Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele dönemlerinde de bu dergiler milli bilinci ayakta tutmak amacıyla çıkarılmış ve...

Devamı..

Kelimeleri Anlamlı Dizebilme Mahareti

Endülüs ve Mağrib’in kalbinden çıkıp Afrika-Avrupa ve Asya’da gezip gördüğü coğrafyalarda aldığı yol 120 bin km. Arapların “te’lîf” dediklerinden anladıkları ile Avrupalıların neredeyse kelimesi kelimesine tercümesi sayılabilecek “composition / kompozisyon” kavramı ile aynı noktada buluşmuşlar. Her ikisinin de muradı farklı kelimeleri “yanyana koymak”, “birleştirmek” suretiyle yeni anlamların doğmasını, oluşmasını sağlamaktır. Yeri gelmiş derinliği olan basit bir ifade, hatta bir cümle, belki uzun bir yazı, yeri de gelmiş sayfalar dolusu kitaplara dönüşmüş bu sıradan gibi duran işlem. Hayatında bunu ancak bir kere deneme fırsatı bulup asırlarca o yegâne gayreti ile hatırlananların sayısı hiçte az değildir. Ama onlarca, hatta yüzlerce eser vererek,...

Devamı..

Kitap İmha Harekâtı Hagana Hugana Kitabo Vuro

Fransız İhtilâli sırasında genç şövalye La Barre, Voltaire’in Felsefe Sözlüğü gibi sakıncalı bir kitap okuduğu için suçlanır ve tüyler ürpertici bir cezaya çarptırılır: İlkin dili koparılır, sonra başı gövdesinden ayrılır ve cesedi yakılır. Başlıktaki ibare müteveffa karikatürist Altan Erbulak’ın 1950’li yıllardaki bir karikatüründen ilham alınarak söylenmiştir. Gazetecilere baskı uygulandığı, yasaklar getirildiği bir dönemde çizilmiş bir karikatürdü. Afrika yerlileri, ki o dönemde Amerika filmlerinin yaygın biçimde vahşi olarak tanıttığı kıtanın zavallı yamyamları (!) - bir gazeteciyi yakalamışlar, ellerinde topuzlar, onu birbirine göstererek böyle bağrışıyorlardı: “Hagana hugana gazzeto vuro!” Heraklitos yakılarak idam edilmişti. Sokrat’ın da yayımlanmış kitabı olmadığı için doğrudan şahsı hedef...

Devamı..

Kitapları Özgür Bırakıyoruz

“Biz, sizi sonrası ile tanıştırmaya geldik.” Okusan Seversin hepimizi güzel bir “sonra” ile tanıştırmayı hedefleyen bir organizasyon. Her gün işe yahut okula giderken yolda geçirdiğimiz boş zamanlar yahut akşam evimizde otururken -artık hemen hemen hepimizin istemsizce- telefonlarımıza sarılıp sosyal medya hesaplarımızda veya tv karşısında saatlerimizi harcadığımız inkar edilemez bir gerçek. İşte Okusan Seversin, bu gidişe bir dur demek için “Ya sonra” diyerek bizleri kitapların dünyasına davet ediyor. Kitaba karşı biraz mesafeli duranlara da bir çift sözleri var tabi: “Yok, öyle, ben ilk sayfalarda sıkılıyorum, demeyin. Siz ruhunuza hitap edecek kitaba denk gelmemişsiniz.” Kâr amacı gütmeyen bu organizasyonda kullanıcılar öncelikle siteye...

Devamı..

Okumak Kendi Cümlelerini Aramaktır

Kitap okumak için liste isteyenlere böyle bir liste veremeyeceğimi, herkesin listesini kendisinin oluşturacağını, liste arayışıyla doğru bir yerden başlamadıklarını söylerim.  Okumakla ilgili etkinliklerde sormayı sevdiğim bir soru var: “Kur’an’da ilk emir nedir, biliyorsunuz, peki son emir nedir, biliyor musunuz?” Çoğu cevap olarak son inen ayetleri hatırlamaya çalışıyor. Bu sorunun kesin bir cevabı var mı, emin değilim. Ama benim bir cevabım var ve o da ilk emir gibi “Oku” emrini muhtevi; İsrâ Suresi 14. Ayet: “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.” Okumakla başlayan hayat maceramızın akıbetini, okumakla sonlanacak bir kitabın elimize tutuşturulmasıyla bileceğiz; ayet bize bunu söylüyor. Hayat...

Devamı..

Mürekkebi Zehir, İçeriği Zehir Kitaplar

Aile ve öğretmenlere düşen şey çocukların ellerindeki kitapların içeriğine daha hakim olmak. Çocuk tek başına iken ne okuyor, neye ilgi gösteriyor, bunları takip edip bir şekilde onları daha doğru metinlere yönlendirmek öğretmenlerin ve ailenin görevi. Birkaç hafta önce sosyal medyada bir genç arkadaşın serzenişi vardı. Bazı kitapların içerisinden bazı parçalar alınmış ve “Çocuklara nasıl bu kitapları okutursunuz?” diye bir soru sorulmuştu. Geçen hafta Yeni Şafak’ta çıkan bir yazı ile bu mesele biraz daha gündeme oturdu. Esasen durum çok yeni değildi. İki - üç senedir kitap fuarlarında, hem de kendisinin daha “muhafazakar” olduğunu söyleyen kitap fuarlarında, genç kızların ve delikanlıların metrelerce...

Devamı..

Yazmak mı Zor Yayınlatmak mı?

İyi bir kitap yazdığınızı düşünüyorsunuz peki nasıl yayınlatacaksınız? Yayınlattınız diyelim, nasıl pazarlayacaksınız? Pazarladınız diyelim, gerçekten okunacağına nasıl emin olacaksınız? Yazmak, içindekileri ifade etmek, birçok kimse için büyük bir önem arz ediyor. Türkiye’de insanlar özellikle gençlik yıllarında hikayeler, denemeler ve hatta yetenekli iseler şiirler yazıyorlar ve bunları yazanların en büyük hayali yazdıklarını iki kapak arasında görmek, yani kitaplaştırmak. On yıl kadar oldu. Birçok yayınevinde editörlük yaptıktan sonra kültürel alanda faaliyet gösteren bir vakıfta yöneticilik yapan bir büyüğümü ziyaret etmiştim. Odasında 20’li yaşlarının sonunda bir genç de vardı. Elinde iki kalın defter tutmuş, hararetle yazdığı şiirlerden bahsediyordu. Nihayet defterleri vakıf yöneticisine uzatarak...

Devamı..

Sana Kitabını Basamazsın Demedim

Herkesi aynı şeyle mutlu etmek çok zor. Kiminin sevdiği yemeği bir başkası beğenmeyebilir. Birinin gezmekten çok hoşlandığı bir bölgeye başkası ayak basmak istemeyebilir. Ama aşağı yukarı herkesi aynı derecede mutlu edebilecek bir şey var: Kitabının çıkması. Modern zamanların bütün yıkıcılığına rağmen kitap, hâlen asil duruşunu sürdürüyor. Birinin kitabının çıkması hâlâ çok kıymetli bir şey. Bir çalışmanız var ve kitap olarak elinize almak istiyorsunuz. Bu nasıl olacak? Hangi süreçler işleyecek? Aracınız, arkadaşınız olmadan bir yayınevi ile anlaşmanız mümkün mü? Popüler yazar değilsiniz ve tüm yayınevleri kapısını size kapattı, şimdi ne yapacaksınız? Dosya yazımızda bunlara cevap aramaya çalıştık. Orta sayfa söyleşimiz bu...

Devamı..

Dakota Direnişini Anlamak İçin İki Kitap

Son zamanlarda, Amerika’da gerçekleştirilmesi planlanan boru hattı inşasına karşı mücadele veren yerli Dakota halkının direnişini okuyoruz haberlerde. Kökü Kızılderili olan bu halk, Batılı sömürgecilere karşı beş yüz yıldır verdiği toprak mücadelesini hâlen sürdürüyor. Bu kez suyu korumak için direnişteler. Kendilerine StandingRock yani Su Koruyucuları ismini veren bir avuç insan, verdikleri mücadeleyi kazanmış görünüyor. ...................................................................................................................................... Ayşe Nur Narboğa  

Devamı..

Rüya Görmeyi Sevmem

Halep’te bir çocuk komşu evin kalıntıları arasında arkadaşının kırmızı arabasını görüyor ve başlıyoruz kitaba. İzmir Karşıyaka’da, bir oyuncakçıdan alınan kırmızı araba ve arabadan bahseden mektup ile de son buluyor hikaye. Okuduğumuz Beşir ve ailesinin savaştan kaçma hikayesi. Kuş Olsam Evime Uçsam, 2015 Tudem Edebiyat Birincilik ödülü sahibi. Abisini savaşa kurban veren Beşir, annesi ve babasının Suriye’den kaçışlarını anlatıyor. Öncesinde savaşın ıssızlaştırdığı Halep’te, un çorbası içerek ........................................................... Rabia Gülcan Kardaş

Devamı..

Çocuk da Kitap da Emek İster

Çocuklar can sıkıntısı ile baş edemiyor. Şarjı bitmeyen telefon/tablet, kesilmeyen internet, tükenmeyen abur cubur olmadığı için şikayetleri devam etti yolculuk boyunca. Böyle bir durumda en azından bir ebeveynin de çantasından kitap, dergi çıkarmasını bekliyor insan. Yarıyıl tatili sonrası, küçük bir sınıfı dolduracak kadar ilköğretim öğrencisi dolu otobüsteydim. Saatler sonra iki büyük ilimiz arasındaki yolculuğumuz bitecekti. Çocukları gözle(ye)meseniz bile dinlemek için harika bir fırsat. Zaten başka seçeneğiniz de yok. Çocuklar yüksek sesle konuşmaya bayılıyor. Bu ses insana neşe de verir çoğu zaman. Fakat bir otobüs yolculuğunda o bitmek tükenmek bilmez enerjisini sadece konuşmak için kullanan çocuklar biraz insanı zorluyor. Yanı başındaki...

Devamı..

Bir Muhasebecinin Harikulade Hayatı

Gaiman’ın Anansi Çocukları’nı okurken, kendinizi aniden çok uygunsuz ortamlarda kahkahalarınızı durdurmaya çalışırken ama bir türlü başarılı olamazken bulabilirsiniz. Ne acıdır ki Gaiman, bunu bazen sadece tek kelimeyle ve sizin sosyal konumuzu hiç umursamadan yapabiliyor. Şişko Charlie, daha doğrusu Charlie, herkesin dalga geçtiği bir çocuktu. Öyle ki babası bile Charlie ile alay ediyor hatta “Şişko Charlie” adının, üzerine yapışmasının sebebi dahi bizatihi o. Üstelik Charlie, balık etli bir çocuk bile sayılmazken. Sonra Charlie büyüyor. Başka bir ülkeye taşınıyor. Geçmişini ve çocukluğunun kötü izlerini arkasında bırakıp, orada, sıradan ve tekdüze bile sayılsa yepyeni bir hayat kuruyor. Öylesine sıradan ve sıkıcı bir hayat...

Devamı..

Anadolu’daki Tasavvufi Görüşün Temelinde Neler Var?

Çıkarımlar bir hayli ilginç hatta bugünden bakıldığından ‘tahrik edici’ şekilde algılanmaya hazır. Makaleyi okuduğunuzda iki kültür arasında –güncel tabirle söyleyelim- ‘veri transferini’ görmüş olacaksınız. ............................................................................................................................................................................................. Gökhan Gökçek

Devamı..