OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

“Kendine Göre Bir Mutsuzluk” Hikayesi: Sofiya Tolstoy’un Güncesi

Sümeyra Çelebi

Eşinizin meşhur bir roman başlangıç cümlesini duymuştum. “Bütün mutlu aileler birbirine benzerler, mutsuz ailelerin her biri ise kendine göre mutsuzdur.” Bunu eşiniz yazınca roman oluyor, klasik oluyor ama siz bizzat mutsuzluğunuzun hikayesini yazdığınızda oldukça kasvetli bir anlatı oluyor, çok ilginç değil mi?

Kıymetli Sofiya Hanım, 

Güncenizin ilk sayfasına düştüğüm nota göre bundan 11 yıl 3 ay evvel, güncenizle ikinci el bir kitapçıda karşılaşmışım. Takdir edersiniz ki, insanların iç dünyalarını, fikirlerini, hayatlarının bilinmeyen yönlerini anlattığı eserler pek çok okuyucunun merak duygusunu kabartır; hele bir de işin içinde zevciniz Tolstoy gibi dikkat çekici isimler varsa… 

Böyle bir merakla okumaya başladığım eserle şahsi okurluk serüvenimin bir rekorunu kıracağımı elbette bilmiyordum. 1862-1910 yılları arasında tuttuğunuz bu günceyi 2010-2021 yılları arasında tam olarak 11 yılda bitirmiş oldum. Bazı yıllar 2 gün bazı yıllar neredeyse her gün yazdığınız, kimi zaman tek cümleyle kimi zaman sayfalarca anlattığınız günleri ben de yazışınıza benzer bir şekilde, kimi zaman aylarca elime almayarak bazen de günde birer sayfa ilerleyerek okudum. Hayatınızın içerisinden hiçbir zaman çıkamayacağımı, orada, ömrümün sonuna kadar Tolstoy’ların görünmez bir seyircisi olarak mahsur kaldığımı düşündüğüm zamanlar oldu. Tabii bu seyir kaçınılmaz olarak -ağırlıklı bir şekilde- sizin yönetmenliğinizde oluyordu. 

Çok İlginç Değil mi? 

Eşinizin meşhur bir roman başlangıç cümlesini duymuştum. (Tüm o kitapların tashihi hususunda birincil görevli ve gönüllüolarak siz de hatırlayacaksınızdır). “Bütün mutlu aileler birbirine benzerler, mutsuz ailelerin her biri ise kendine göre mutsuzdur.” Bunu eşiniz yazınca roman oluyor, klasik oluyor ama siz bizzat mutsuzluğunuzun hikayesini yazdığınızda oldukça kasvetli bir anlatı oluyor, çok ilginç değil mi? Sizi incitmek istemem, hayatınıza sıkıcı demek istemem; ancak yaşamınızın, sizin de pek çok zaman beyan ettiğiniz gibi oldukça yıpratıcı olduğu bir gerçek. Henüz 18’inde bir gençken tanıştım sizinle ve hayata, evliliğe, anneliğe dair yazdıklarınız, hepsine dair içime korku tohumları ekmeye müsait cümlelerdi. 

Öte yandan en çok merak ettiğim şeylerden biri ise anlattığınız hadiselerin, diğer kahramanlar gözünde nasıl cereyan ettiği oldu. Bunu sizin de merak ettiğinizi düşünüyorum. Zira günceniz boyunca sayfalarca Tolstoy’un güncelerini okumanıza izin vermediği dönemlere dair şikayetlerinizi yazıyorsunuz. Onu sizden başkalarının okuması, bir dönem bir kasada güncelerin saklanması, hayatınızda ciddi manada buhranlara sebep oluyor. Hem sizin merakınızı hem kendi merakımı gidermek için bugün tüm dünyanın okuması için basılan o günceleri temin edecektim lakin, malum kitap fiyatları… Neyse siz zaten sonradan okumuşsunuz onları, asrımızın ekonomik buhranlarıyla, “Yazarlık ev geçindirir mi?” tartışması bir yana, bırakın ev geçindirmeyi okunacak kitap yazacak kalem bile aldırır mı, bu gibi mevzularla sizi yormanın hiç anlamı yok. Zaten zamanında en çok yorulduğunuz mevzulardan biri de sevgili eşinizin telif haklarından vazgeçmesiyle ilgili verdiğiniz mücadele olmuş. Yapıtlarının telifini size vermezken, “Konforundan faydalanmaktan geri durmadığı mülklerin” yönetimini omuzlarınıza yüklemesi sizi haklı olarak kızdırmış.

Tüm günleriniz eşinize ölçüsüz derecede aşkınız ile ölçüsüz derecede kıskançlıklarınız ve kızgınlıklarınız arasında gidip geliyordu.

Tolstoy ve Sophia Eylül 1910’da 48. evlilik yıldönümlerinde bir aradalar. Tolstoy iki ay sonra 82 yaşında, Sophia ise 1919’da 75 yaşında öldü.

Duygular Gerçeklere Engel Değil 

Tüm günleriniz eşinize ölçüsüz derecede aşkınız ile ölçüsüz derecede kıskançlıklarınız ve kızgınlıklarınız arasında gidip geliyordu. Hatta öyle hızlı gidip geliyordu ki, 24 Ekim tarihinde L.N.’yi kendime çok yakın buluyorum deyip 25 Ekim tarihli güncede “Beni yine sevmez oldu” diyebiliyorsunuz ve bu bir istisna olmaksızın on yıllarca böyle geçiyor. Hele Çerkov isimli kişi sebebiyle yıllarınızı zehir etmeniz, Tolstoy’u ondan kıskanmanız, sinir krizleri geçirip, intihar girişimlerinde dahi bulunmanız ruh sağlığınız hakkında ciddi derecede endişelenmeme sebep oldu. 

Ancak tüm bunlara rağmen dikkatimi çeken nokta ise; hudutsuz sevdiğiniz zamanlarda da, eşinizin fikirlerinden bağımsız görüşler ortaya koyup mülkiyet, yönetim, edebiyat gibi alanlarda Tolstoy’a katılmadığınız noktaları açık yüreklilikle ve mantıklı bir çerçevede ifade edişiniz oldu. Öfkeyle dolup taştığınız ve eşinizin çelişkilerinden dert yandığınız zamanlarda dahi “Tüm insanlık onu davranış ve yaşantısına bakarak değil, sözcüklerine ve kitaplarına bakarak değerlendiriyor, iyi ki” diyebiliyordunuz. Genel itibariyle, histerik ve negatif duyguların baskın olduğu anlatınızda böyle ağırbaşlı yaklaşımlar görmek güzeldi. 

Zaman zaman insanlığın sizin hakkınızda ne düşüneceğini merak ettiğinizi ifade ettiğiniz kısımlar vardı güncenizde. Sizin kendi hayatınız hakkında olduğu gibi, insanlar da sizin hakkınızda farklı farklı yargılara sahip gördüğüm kadarıyla. Sizi Tolstoy’un baş yardımcısı olarak görüp övgüler dizen de mevcut; despot bir eş olarak Tolstoy’a hayatı zindan ettiğinizi söyleyenler de… Bana gelirsek… Çok genç yaşta evlenmiş (18), büyük sorumluluklarla karşılaşmış, kendisinden 16 yaş büyük ve adı Tolstoy olan biriyle evlenmenin ağırlığıyla mücadele eden bir genç kız gördüm. Belki de mizacı gereği biraz karamsar, fazla hassas, hayatının merkezine fazlaca eşini yerleştirmiş; hayatın merkezine fani olan neyi yerleştirse kaçınılmaz olarak karşılaşacağı hayal kırıklıklarını, incinmeleri yaşamış bir hanımefendi… 

Hoşça kalın…

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?