OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Mesele Yazı İse Her Zevk Feda Edilebilir

Ne Okur?

Söyleşi: Ekrem Demirli

Konuşan: Fatma Kebire Gündüz

Bu sayıda sorularımızı İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Ekrem Demirli’ye yönelttik. Özellikle İbnü’l-Arabi ve Sadreddin Konevi’nin kitapları üzerine yaptığı çalışmalar, tasavvuf alanında yazdığı kitaplar ve kıymetli çevirileri ile tanıyoruz kendisini. Son yıllarda Klasik Düşünce Okulu vesilesi ile bizzat derslerini dinleme imkanı bulduğumuz Demirli, akademideki derslerinin yanı sıra Sabah Ülkesi, Fikriyat ve Lacivert dergilerinde yazmaya, Vav Radyo ve TV’sinde program yapmaya devam ediyor.

Günün en çok hangi saatini kendinize ayırmayı tercih ediyorsunuz? 

Öyle bir saatim yok, çalışabildiğim kadar çalışıyorum, öteki işlerimi yapıyorum, çalıştığım saatleri başkasına saymıyorum, bu nedenle kendime özel saat ayırayım diye bir haletiruhiyem olmadı. Her nefesim her anım benle ilgilidir, bütün vakitler benim, insan kendi için yaşamalıdır. 

Çalışmaya başlarken herhangi bir ritüeliniz var mı? 

Hayır yoktur, besmele ile başlarım. 

Sizce rutinler üretimi öldürür mü, güçlendirir mi? Vazgeçemediğiniz bir rutininiz var mı? 

Yaşamak birçok yerde rutindir, rutin karşıtlığım yoktur. Bence heyecan aramak anlamsız bir iştir ve avareliktir: İşlerime vazgeçebileceklerim veya vazgeçemeyeceklerim diye bakmıyorum. Planlanmış işler var, birçok iş de kendiliğinden gelişiyor, onları yetiştirmeye çalışıyorum.

İlham gelmesini bekleyenlerden misiniz, disiplinli bir şekilde çalışmayı sürdürenlerden mi? 

Disiplinli çalışmak yoktur, özellikle nazari konularda çalışıyorsanız, çalışma disiplinsiz gerçekleşir. Çalışırken insanın kendine not vermesi doğru değildir, kendini kınaması hiç doğru değil, çalışabildiğin kadar çalışmalısın. Beklenecek bir şey yoktur, bazen açılırsın bazen kapanırsın; ilham yoktur, fakat çalışmanın öncesinde bir boş gezinme süreci vardır, insan o süreçte dolar, çok kıymetlidir fakat insanlar onun kıymetini bilemezler. Tasavvufta ona kabz diyorlar; gerçekte kabz ile barışmak lazım. Başaramayabilirsiniz, bunu da anlayışla karşılamak lazım; ısrar etmek lazım veya bazen konu değiştirmek lazım. Bence en mühimi özellikle yazı yazıyorsanız başlayabileceğiniz herhangi bir yerden başlamanızdır.

Disiplinli çalışmak yoktur, özellikle nazari konularda çalışıyorsanız, çalışma disiplinsiz gerçekleşir. Çalışırken insanın kendine not vermesi doğru değildir, kendini kınaması hiç doğru değil, çalışabildiğin kadar çalışmalısın.

Yorulduğunuzda, iş veriminiz düştüğünde yeniden başlamak için sizi ne motive eder? 

İşin yapılmasının gerekliliği; başka bir saik yoktur. Bazen birisi benden talep etmişse, görev bilinci işi ikmal etmemi sağlayabilir. Bence insanda olması gereken şey vazife bilinci. Mesleğine olan saygınız ve mesleğiniz için yaptığınız işlerin önemine inanmanız gerekir. 

Zevk aldığınız aktivitelerden, uykunuzdan, dinlenme zamanınızdan çalışmak için ne ölçüde feragat edersiniz? 

Pek etmem, özellikle uykudan taviz vermem; uyku en acımasız olandır, kimseyle paylaşmayı kabul etmez, kimseye taviz vermez, kendisinden daha önemlisini kabul etmez. Taviz verilen bir uyku işten intikamını alır. Uyku kazasını en acımasız şekilde yapandır. Bunun dışında vazgeçilmez özel bir zevkim veya hobim yoktur, zaten. Mesele yazı ise her zevk feda edilebilir. 

Bir işinizi tamamladığınızda biraz ara vermeyi mi yoksa hemen yeni işinize koyulmayı mı tercih edersiniz? 

Ben aynı anda dört beş belki daha fazla işi bir arada götürebilirim. Bir iş zihin için her zaman yetersizdir; bu durumlarda insan araya birçok gereksiz hobi doldurur, özellikle akademik işlerde telif, tahkik çeviri, makale hep bir arada götürülmelidir; her yeni konu zihinde yeni bir alan ve imkan açar, zihin toplamda büyük bir bereket ile meselelere bakma imkanı bulabilir. Bu nedenle ara verdiğim bir iş yoktur; yapamadığım veya beceremediğim bu nedenle de elimde uzayan işler vardır.

Çalışırken arka fonda neler çalar? 

Müzik olur bazen ama işim yoğun ise hiçbir şey olmaz. Müzik ruhun gıdasıdır diyorlar fakat zihnin gıdası müzik olamaz. İnsanlar dinlenme meselesini fazla abartırlar; bence yorgunluğu gerçekte yaşamamaktan kaynaklanıyor istirahat açlığı. Yorulmamış insanlar istirahat düşkündür. Zihin yorgunluğu istisna insanların yaşayabileceği ayrıcalıktır. Bir yazımda “beden yorulur, zihin dinlenir” demiştim. İnsanlar daha çok zihnin açılmamasından kaynaklanan stres ve baskı nedeniyle yorulurlar; o zihin yorgunluğu değildir, zihnin açılmamasından kaynaklanan gerilimi hissetmektir. Böyle bir gerilimi azaltmak için müzik katkı sağlar mı bilmem ama müzik ile dinlenen zihin gerçekte yorulmuş zihin değildir. 

Okumak için belirli bir zaman ve mekan tercihiniz var mıdır? Şu an hangi kitapları okuyorsunuz? 

Nerede okuyabilirsem orası okuma mekanımdır. Eskisi gibi bütün kitapları baştan sona okumuyorum, şu an hem mesleğimle ilgili okuduklarım var hem de genel olarak felsefe okuyorum.

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?