OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Nevizade Atai ve Arkadaşları Kırlarda Kitap Okuyor-3 Çeviri Tartışmaları

Dursun Ali Tökel

Nev’izâde Atâî ve arkadaşlarının bir kır gezisinde yiyip içtikten sonra kitap okuma maceralarını anlattığı yazımıza devam ediyoruz. 

Yemekler yenmiş, keyifler yerine gelmiş, gruptan bir arkadaş koynundan bir cönk çıkarmış ve oradan bir bölüm okumaya başlamıştır. Okuduğu metin Molla Câmî’nin Sübhatü’l-Ebrâr adlı mesnevisinden bir bölümdür ve tabii ki dili Farsçadır. Atâî, bunu sıradan bir okuma olarak değil de bir “mücevher kutusundan inciler saçmak” olarak veriyor. Burada, bir evvelki yazımızda işaret ettiğimiz, kitabın bir “gül dalı” olarak nitelemesine yeni bir metaforun daha ilave edildiğini görüyoruz. Kitap bir mücevher kutusu ve içindeki metinler de birer mücevher, incidir:

Fâl idip açdı o dürc-i hüneri

Saçdı bir ıkd-ile bezme güheri

Bu beyitteki “fal itmek” tabiri belirli bir kitabı açarak ortaya çıkan beyte bakıp ondan yorum çıkarmaya işaret etmektedir. Eskiden bir niyet tutup, bir problemi çözmeye azmederek değer verilen eserlerden biri ele alınır, belirli ritüellerden sonra rastgele bir sayfası açılır, oradaki bir beyt okunur ve o beytin işaret ettiği duruma göre bir sonuca varılırdı: “Eskiden bakla, kahve telvesi vs. ile fala bakmak yanında Kur’an-ı Kerim’den tefe’ül etmek de adetten idi. Hâfız divanı da tefe’ül edilen kitaplardan sayılır.” Bu, çoğu zaman işe yaramış, insanlar içine düştükleri pek çok açmazı bu “fal itmek” veya diğer adıyla “tefe’ül” sayesinde çözüme kavuşturmuşlardı.

Bir Çetin Ceviz: Şiir Çevirisi Doğru mudur, Değil midir?

Metne dönelim tekrar. Kitabı koynundan çıkaran ve ondan bir bölüm okuyup etrafa inci misali manalar saçan kişi gruptan bazılarını hayli mutlu etmiştir. Fakat içlerinden “Anadolu zariflerinden” olarak nitelenen bazıları Farsça bilmiyor olacaklar ki, okunan metinden bir şey anlamaz ve itirazla, “bu kitap bize hiçbir şey ifade etmiyor, şöyle bir tercüman olsa ve ne dediğini bir tercüme etse de biz de anlasak” derler.

Lîk bir iki zarîf-i Rûmî

Mes’ele olmayıcak ma’lûmı

Didiler söylemiyor bize kitâb

Tercemân olsa bize virse cevâb

Bu tercüman meselesi dile getirilince Atâî yeni bahis açar. Ona göre tercüme hiç de makbul olmayan bir iştir. Dolayısıyla bu yanlış işi kimse kabul etmez. Gönül ehli insanlar çeviri işinden mahcubiyet duyarlar, zira ödünç manalar insana bir kıymet kazandırmaz, başkalarının manasını alarak kişi kendine bir varlık edinemez ve kimse de Molla Câmî’nin bu eşsiz eserini hakkıyla çevirip başka bir dile aktaramaz:

Ben didim terceme olmaz makbûl

Tercemân olmağı kim ide kabûl

Ehl-i dil tercemeden âr eyler

Âriyet sâhibini hâr eyler

Vakf-ı ma’nâ kişiye mülk olmaz

Sübhâ’ya öyle güzel silk olmaz

Yazının tamamını Okur’un 19. sayısında bulabilirsiniz: https://www.okurdergisi.com/okuru-nerede-bulabilirsiniz/

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?