OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Ömür Biter, Okumak Bitmez

Ali Ural

Okumayı Ankara Kurtuluş İlkokulu’nda öğrendim. Yakama takılan o kırmızı kurdele hâlâ omuzlarımda kanat çırpıyor. İlk sosyal görevim kitaplık kolu başkanlığıydı. Kitaplık dediysem sınıfımızdaki bir dolabın üç rafından ibaretti hazinemiz. O vakitler kitaplar mavi renkli parlak kağıtlarla kaplanır, arkasını göstermeyen bu kaplar yüzünden kapağını kaldırmadan ismini keşfetmek mümkün olmazdı. Sınıf kitaplığından arkadaşlarıma ödünç kitap dağıtırken tek tek karıştırırdım sayfaları. Bir kitabı okuyup geri getirmeden yeni bir kitap vermezdim onlara. Öğretmenimiz Memduha Saygıner’in bu kuralını yalnız ben bozabilirdim. Eve dönerken çantamda mutlaka birkaç kitap olurdu. Fakat ben sadece kitaplarla yetinmezdim. Gazete de okumaya çalışırdım. Babam bana kitap oku demedi fakat onun elinde hep kitap gördüm. Gözlüklerini takar eline kırmızı kalemini alır sürekli çizerdi satırların altını. Ben babam kitabı elinden bıraktığı zamanlarda altını çizdiği satırları delice merak eder, o satırların diğerlerinden farkını anlayabilmek için karıştırırdım sayfaları. Annem de okurdu. Dergi boyunda basılmış kocaman bir kitap okuduğunu hatırlıyorum: Alexandre Dumas’nın Monte Kristo’suydu sanırım. Bana oku denilmedi ama okudum. Bana yaz denilmedi ama yazdım. Babam yazıyordu çünkü. Daktilo tıkırtıları çocukluğumun en gizemli sesi olmuştur.

İroni Hocalarım, Dil Ustalarım

Rahmetli Kemal Ural yalnız babam değil, eleştirmenimdi. Onun getirdiği kitapları okuyarak başladı okuma serüvenim. Yazdıklarım hep onun süzgecinden geçti. Zamanla kitaplar hocam oldu. Mehmet Akif’ten samimi olmayı, Necip Fazıl’dan ritim ve musikiyi, Behçet Necatigil’den damıtmayı, Sadi’den edebiyatı hikmetle harmanlamayı, Tagore’dan melodrama saplanmaksızın lirik yazabilmeyi öğrendim. Ahmet Haşim ve Refik Halit ironi hocamdı. Tanpınar ve Peyami Safa dil ustalarım. Sabahattin Ali ve Sait Faik, azı çok yapmanın mimarları. Ahmet Muhip Dıranas, Asaf Halet Çelebi, Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Turgut Uyar şiir büyücülerim.

Klasiklerle gerçek anlamda Ankara Namık Kemal Ortaokulu’nda tanıştım. Jules Verne’in İki Sene Mektep Tatili yerini Rabindranth Tagore’un Bahçıvan’ına, Edmondo de Amicis’in Çocuk Kalbi yerini Mark Twain’in Beyaz Fil’ine, Ömer Seyfettin’in Pembe İncili Kaftan’ı yerini Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu’na bıraktı.

En sevdiğim ders Türkçeydi. Lise eğitimini Türkiye’nin tarihi eğitim kurumlarından Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamladım. Edebiyat öğretmenim Suzan Uğur’du ve ben okulun kültür edebiyat kolu başkanıydım. Bütün sınıflarda duvar gazeteleri çıkarıyorduk.

Suzan Hanım bana öğretmenler odasında bir dolap vermiş, anahtarını avucuma bırakırken, “Buraya kitaplarını ve özel eşyalarını koyabilirsin.” demişti. Kendimi özel hissetmeme neden olan bu tavrın kişiliğimin gelişimine katkıda bulunduğunu düşünmüşümdür. Dünyadan; Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Montaigne, Exupery, Cengiz Dağcı ve Jack London’ı, Türkiye’den; Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Sait Faik, Orhan Veli, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Mustafa Necati Sepetçioğlu ve Nihat Sami Banarlı’yı okudum o yıllarda.

Yazının tamamını Okur’un 19. sayısında bulabilirsiniz: https://www.okurdergisi.com/okuru-nerede-bulabilirsiniz/

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?