OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Sezai Karakoç Hakikatin Gönlünü Almak İstiyordu

Söyleşi: Mustafa Kirenci

Konuşan: Hamit Kardaş

Yazıları, şiirleri ve siyasi çalışmalarıyla bir nesle yol gösteren Üstad Sezai Karakoç, 16 Kasım 2021 günü vefat etti. 1986-2010 yılları arasında onunla birlikte çalışan ve Sabah Yıldızı adıyla kapsamlı bir “diriliş düşüncesi” kitabı yayınlayan yayıncı-yazar Mustafa Kirenci ile Sezai Karakoç’u konuştuk.

Nasıl bir insandı sorusunu benim gibi kelimelere güvenmek isteyen bir insanın birkaç cümleye sığdırabilmesi belki rahatlatıcı olurdu. Hatıralarımdan süzülerek bugüne gelen bir sözü şimdilik yardımıma koşabilir. 2002’de büroya peşpeşe gelen siyasi bir figür ile bir cemaat erbabının sözlerine karşılık “Ben sizin gönlünüzü değil hakikatin gönlünü almak istiyorum.” demişti.

Üstad Sezai Karakoç’la uzun yıllar birlikte çalıştınız. Merhum çok yönlü bir insandı. Çok iyi bir şair ve özellikle gençlere yol gösteren bir mütefekkirdi. Bir nesli derinden etkiledi ama diğer taraftan da munzevi bir hayatı tercih etti. Peki sizin için Sezai Karakoç kimdir? 

Dünya büyük bir değerini yitirdi. İnsanın içinden geçenleri ifade etmesi oldukça zor. Hele bu zamanlarda. Belki geçen zaman ilacı da ortaya çıkarır. 1983’te fakültede iken tanıştım. Mezun olduğum 1986’dan 2010’a kadar fiili olarak Diriliş’te çalıştım. Nesiller yetiştiren, fikren birçok kuşağa tesir etmiş, yol açmış bir şair ve düşünürdü. Bunun en güzel ifadesini bir arkadaşının sözleriyle hatırlıyorum. Nisan 2007’de dokuz yıl görüşmedikleri bir arkadaşı Diriliş’e gelmişti. Üstad’a, araya epey zaman girmesinin sebeplerini, sıhhi şikayetlerinden bahsettikten sonra kalkmaya yakın, “Benim üç çocuğum oldu. Sizin buraya gelmiş, Anadolu’ya veya dünyanın dört bir yanına dağılmış sayısız çocuklarınız var ve olacaktır.” dedi. 

Nasıl bir insandı sorusunu benim gibi kelimelere güvenmek isteyen bir insanın birkaç cümleye sığdırabilmesi belki rahatlatıcı olurdu. Bu sorunun cevabını, kestirme ve klişe ifadelerin ötesinde zamanla araya araya, anlaya anlaya bulacağız galiba. Ama hiç unutmadığım, içimde daima ulu bir ilke olarak hatıralarımdan süzülerek bugüne gelen bir sözü şimdilik yardımıma koşabilir. 2002’de büroya peşpeşe gelen siyasi bir figür ile bir cemaat erbabının sözlerine karşılık “Ben sizin gönlünüzü değil hakikatin gönlünü almak istiyorum.” demişti. 

Üstad’ın çevresinde kimler vardı, kimler ziyaretine gelirdi, bu ziyaretlerde neler yaşanırdı? Unutamadığınız bir hatıra var mıdır? 

Üstada gelen ziyaretçi yelpazesi oldukça genişti. Bugün bildiğimiz, tanıdığımız birçok aydın, Anadolu’dan her kesimden ve meslekten birçok kişi, özellikle üniversite öğrencileri, hatta bazen yurtdışından, Filistin’den, Bosna’dan, Arabistan’dan ziyaretçileri olurdu. Bazıları da kimseye söyleyemediği bir problemini danışmak için gelirlerdi. Bir gün Anadolu’dan gelen bir vakıf başkanı Anadolu’ya gelmediği yönünde bir cümle sarf edince “Bu masanın önünden bütün bir Anadolu geçmiştir.” demişti. Gerçekten de kapısı herkese açıktı. 

Sezai Karakoç ve Mustafa Kirenci

Zile basan rahatlıkla birkaç adım sonra onu görebiliyor ve onunla konuşabiliyordu. Şerif Mardin yayımlayacağı kitabıyla ilgili bir konuyu danışmak için 1988 yılıydı galiba, Ruşen Çakır’la birlikte gelmişti. İsimler o kadar çok ki, Diriliş bürosundaki ilk zamanlarımda gördüğüm ve şimdi hayatta olmayan Erol Güngör, Mehmet Çavuşoğlu, Mehmet Genç, Kamil Öztürk, Turgut Akman, Ece Ayhan, Cemal Süreya, Seyfettin Başçıllar ilk aklıma gelen isimler. Daimi gelenler dışında zaman zaman Mülkiyeden arkadaşları (o zamanlar bir kısmı vali idi), akrabaları sık sık ziyaretine gelirlerdi. 

Eserlerinde Batıyı çok iyi bildiğini ve İslam’ın asli kaynaklarına da hakim olduğunu görüyoruz. Üstad neler okurdu, hangi kaynaklardan beslenirdi? 

Üstad’ın “Doğuyu da Batıyı da bilen gelecektir.” mısrasından hem gelmiş olan kendisini hem de bir ümit olarak gelecekte de gelmeye devam edecek bir sürekliliği anlıyorum. Sütun’da İslam’ın bir vahiy medeniyeti olduğunu söylemekte “Kur’an, öyle bir merhemdir ki, sesi ayrı derde, sözü ayrı derde, anlamı ayrı derde, tevili ayrı derde, hikmeti ayrı derde, hükmü ayrı derde, kıssası ayrı derde çaredir.” demektedir. 

Onun metinlerinin referansı, heyecanı, anlamı-varoluş amacı, enerjisi, ilhamı, ideali Kutlu Kitabımızdır. İslam düşüncesinin temelde Gazzali, Muhyidin-i Arabi, İmam-ı Rabbani ve Mevlana’ya dayandığını hem yazmış, hem de kuş metaforuyla örneklendirerek sohbetlerinde anlatmıştır. Hatta bir keresinde Mevlana düşmanlığı ile bilinen biri görüşmek istemiş “Mevla na’yı anlayamayan bizi anlamaz.” demişti. 

Üstad, Batı basınını özellikle dergi ya da gazete çıkaracağı vakit Figaro, Le Monde, Newsweek’i vb. takip eder, oralardan kendi seçtiği bazı yazıları dergide yayımlamak için çeviri yapacak arkadaşları görevlendirirdi. Özellikle Ortadoğu ile ilgili çıkan makale, yorum ya da haberleri yazının başında kendi kaleme aldığı bir sunuş yazısıyla dergide yayımlardı. Mesela Batı’dan çeviri kitapları takip eder, isim vererek bunların çevirilerinin yapılıp yapılmadığını sorardı. Örneğin M. Blonchot’nun daha hiç çevirisi yokken, Fransızca baskısının Türkiye’de olup olmadığını araştırırdı. 

İlk aklıma gelen Unamuno’nun Yaşamın Trajik Duygusu kitabından tanıtıcı mahiyette yaptığı çeviri 1970 yılında Diriliş’te yayımlanmış, kitabın tamamının çevirisi ancak 1986’da bir başka yayınevinden çıkmıştı. Bir sonbahar mevsiminde dışarıya bakarak Paul Velaine’in “Chanson d’automme-Sonbahar Şarkısı” şiirini birkaç kez Fransızca olarak ezberinden okumuş ve masasına geçip bir kağıt kalem alıp çevirmişti. Bu örnekler o kadar çok ki. 

Üstad uzun yıllar Necip Fazıl ile birlikte kalmış, memur olduğu dönemlerde bile Büyük Doğu’nun çıkması için bilfiil çalışmış. Necip Fazıl’la nasıl bir ilişkileri vardı, bu konuda neler söylemek istersiniz? 

Sezai Karakoç’un ilk Büyük Doğu ile tanışması çok erken yaşlarda, 1945 yılındadır. O zaman Maraş’ta ortaokul ikinci sınıftadır. 1949’da Lise 2. sınıfta Büyük Doğu dergisinin üyelik için yaptığı çağrıya katılır ve müracaatı sonunda kendisine Büyük Doğu üyelik kartı gönderilir. Yine Haftalık çıkan Büyük Doğu’nun 20 Mayıs 1949 tarihli nüshasının “Sizinle Başbaşa” köşesinde Sezai Karakoç’un gönderdiği mektuba cevap yayımlanır: 

“Mehmet Sezai Karakoç, Gazi Antep 

Sevimli mektubunuza bu kadar geç cevap verişimizi, giriştiğimiz mücadelenin, bize bir bardak suyu bile bir nefeste içmeyi âmir zaman alıcılığında bulunuz, çocuğumuzun yanağını öpecek kadar bile vaktimiz olmadığını biliniz ve bizi affediniz! Her zaman sizdeniz ve yeni emirlerinize muntazırız. G. Antep’te bâyi işlerimizden memnun bulunmadığımızı bildirir ve bu hususta bizi aydınlatmanızı isteriz. Sonsuz bağlılıklar…” 

Ben Üstadla tanıştığım yıl Necip Fazıl vefat etti. Doğal olarak bir görüşmelerine şahit olmadım. Sezai Karakoç sohbetlerinde Necip Fazıl’dan bahsederdi. Bu bahislerin bir kısmından Haftalık Diriliş dergisinde tefrika ettiği Hatıralar’ında bahsetti. Ayrıca, Necip Fazıl’ın eserinde var mesela. Necip Fazıl hapiste iken Sezai Karakoç’un ziyaretlerini anlattığı ve tel örgülerin arkasından Sezai Karakoç’u gördüğünde “Benim sevgili Sezai Karakoç’um gelmiş” dediği ve yine bir başka müellif kitabında Necip Fazıl’ın, Sezai Karakoç için “ruhumun çocuğu” dediği anlatılmaktadır. 

5 Mayıs 1962’de günlük Son Posta gazetesinde Sezai Karakoç’un ikinci şiir kitabı Şahdamar için “Onu Anlayınca” başlığıyla bir yazı kaleme almıştır. Ayrıca 2 Şubat 1968’de Bugün gazetesindeki Çerçeve başlıklı sütununda Necip Fazıl Kısakürek, Teşekkür yazısında “Yeni iman neslinin güzide kalemlerinden Sezai Karakoç’a Büyük Doğu münasebetiyle yazdığı takdir satırlarından dolayı candan bağlılık ve şükranlarımı takdim ederim.” demektedir. 

Hatta kendisi hakkında televizyon programı, belgesel yapmak isteyen -o zamanlar bir tek TRT vardı- kişilere önce Mehmed Akif sonra Necip Fazıl hakkında bir program yaptıktan sonra daha uygun olacağını söylerdi. Sonradan karşılaştığımız televizyon yapımcısı herkesin kolay kolay gösteremeyeceği bu asaletten etkilendiğini orada bulunanlara anlatmıştı.

Sezai Karakoç metinlerinin referansı, heyecanı, anlamı – varoluş amacı, enerjisi, ilhamı, ideali Kutlu Kitabımızdır. İslam düşüncesinin temelde Gazzali, Muhyidin-i Arabi, İmam-ı Rabbani ve Mevlana’ya dayandığını hem yazmış hem de kuş metaforuyla örneklendirerek sohbetlerinde anlatmıştır.

Yeni bir nesil arzusu var, Diriliş Nesli. Sezai Karakoç nasıl bir nesil hayal ediyordu? 

Her fikir, her düşünce geleceğe de uzanmak orada da hayatını sürdürmek ister. Has fikirlerin, düşüncelerin temel özelliği budur. Bu sanatla, tefekkürle gerçekleşebilecek bir şeydir.

Gelecekte de kök salmanın yolu yeni nesillere hitap edebilme, eser yoluyla yeni nesiller yetiştirmekle mümkün. Taha’nın Kitabı’nda “Gelecekler var arıların çiçeğinden” diye bir mısrası vardır. 

Ben “gelecekler” kelimesinden birbiri peşi sıra gelen nesilleri “arı”yı çalışıp, çabalayacak yeni nesil, çiçekleri ise fikirler, eserler ve yönelme olarak anlıyorum. Murad edilen şey yani “Bal” ya da yeni eserler böyle böyle ortaya çıkacak, süreklilik sağlanacaktır. 

Seçimlere bile katılmadığı halde neden siyasi partide ısrar ediyordu, fikirlerini yayabilmek için bir dernek kurması daha etkili olmaz mıydı, bu konuda görüşmeleriniz oldu mu? 

Söyleşinin tamamını Okur’un 23. sayısında bulabilirsiniz: https://www.okurdergisi.com/okuru-nerede-bulabilirsiniz/

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?