Edebiyat, bize anneleri ve babaları idealize etmiş haliyle sunmaz. Tersine, kapıyı açar, evin içine sokar. Orada, toplumsal gerçeklikle kişisel tercihlerinin kesişiminde yaşayan insanları görürüz. Ekonomik durum, göç, sosyal koşullarla birlikle bireyin mizacı, seçimleri, içinde bulunduğu akışkan duygular birbirinden farklı anne babalık deneyimlerini
belirler. Edebiyatta ebeveynler anlatılırken ortaya çıkan farklılık dikkat çekicidir. Anneler; çocuklarıyla olan ilişkilerinin karmaşıklığı, iç çatışmaları, toplumsal beklentiyle kişisel istekler arasındaki çatışmalarıyla yazılıyor. Babalar ise çoğunlukla bu sahnelerde gölgede kalıyor, muğlak kalıyor, eksik resmediliyor. Bu dosyada, edebiyatın sunduğu farklı annelik ve babalık deneyimlerini, onları yaşayan insanların gözlerinden görmeye çalışacağız; nasıl resmedildikleri, aile içinde ne roller oynadıkları ve bu rollerin toplumsal dönüşümle birlikte nasıl değiştiği üzerine bir değerlendirme yaparken; Ferrante’den Latife Tekin’e, Tanpınar’dan Ernaux’ya kadar uzanan geniş bir yelpazede ebeveynliğin her romanda ve…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol