Geçen yıl bu zamanlar büyük bir heyecan içindeydim. Hayatımdaki en büyük istekti hacca gitmek ve sonunda bana da nasip olacaktı. Hac nedir tek kelime ile söyle deseler, özgürleşmek derim. Dünyanın bütün yüklerinden, dertlerinden, sorumluluklarından, sahipliklerinden, beklentilerinden, olan ya da olmayan her şeyden
özgürleşmek ve bu özgürlükle birlikte gelen huzurun tatlı hissini yaşamak. Hac öyle bir ibadet ki insanı bir matematik işlemi gibi bölen, çarpan, toplayan, çıkaran; integralini alıp sonsuz bir fonksiyon içinde hiçliğini yüzüne çarpan. “İyi ki”lerle olduğu kadar “keşke”lerle de dolu bir ibadet. Nasip ve Hikmet Hatırladığım çok fazla anı var hacdan kalan; fakat bazılarının kalbimde bıraktığı izler o kadar derin ki zihnimden silinse bile hissettirdikleri gitmeyecek. Biz Arafat’ın o yakıcı güneşinden klimalı çadırlarla korunurken, Diyanet’le gelmek yerine farklı yollarla hacca gelen Türk kardeşlerimin kaldırım taşlarında oturduğunu hiç unutamıyorum. Güneşin altında kavrularak ve bizim gibi yedikleri önünde, yemedik…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol