İnsan, idrak ettiği kadar insandır. Herkes kendi kabının alabileceği kadarını anlar; çünkü hakikat, aynı ışığın farklı kaplarda farklı biçimlerde yansımasıdır. Kiminin kalbine düşen bir kıvılcım yangına dönüşür, kimi ateşi henüz harlanmadan söndürür. Birinin “Bunda ne var şimdi?” diyerek geçiştireceği bir sözde, başkası
sonsuz bir anlamın kapısını aralayabilir. Bazı hakikatler vardır, insan onları düşündükçe derinleşir ama kimi için düşünmek bile gereksizdir. İdrak arttıkça insanın dünyayla bağı incelir. Bir zamanlar coşkuyla konuştuğu, üzerine tartıştığı konuların içi boşalır; kelimeler yetersiz, sohbetler tatsız gelir. Aslında kişi hakikati kavradıkça sessizleşir. Belki de bu yüzden derinleşenler, kalabalıkların ortasında bile yalnız hisseder. Bir noktadan sonra bazı sohbetler artık sükutu bozmaktan başka bir işe yaramaz. Bir zamanlar keyifle sohbet ettiği kişilerle aynı şeyleri söyler ama aynı anlamı kastetmez. Onlar duyar ama anlamaz; o ise onları anlar ama duymak istemez. Kül ve Ateşle Yazılan Söz Yunus Emre de böyle bir…
Tam metin abonelikle açılır
Yazının devamını okumak için abone olun.
Abone ol