bir coğrafyanın bir başkasına mezar olacağını haykırırken ne hissedebilir? Ölümün soğukluğunu mu, yoksa toplu halde bağırıyor olmanın o çocuksu ve ilkel güvenini mi? Muhtemelen hepsi; sesini yükseltmenin, yumruğunu havaya kaldırmanın ve bir cemaatin parçası olmanın o büyüleyici esrikliği... O yıllarda bir savaş vardı. Ama neydi savaş? Bir çocuk, içinde devlet, diplomasi ve strateji geçmeyen bir dünyada savaşı nasıl tanımlayabilir? Benim için savaş; Müslümanların muzaffer olmasını dilediğimiz dramatik bir macera, radyomuzdaki o hazin anonslar ve beraberinde kelime dağarcığıma “katliam” ve “soykırım” gibi kütleli, idrak etmesi güç kelimeleri sokan ama çocukluğuma pek de dokunmayan bir şeydi. Bugün geriye dönüp ba…